Makaleler
Çağdaş DUMAN tarafından yazıldı.    Cuma, 05 Mart 2010 14:52    PDF Yazdır e-Posta
I.Körfez Savaşı Sunumu

Öncelikle İran savaşın sekizinci gününde dengeyi sağlamayı başarmıştır.Irak’ın Fransa’dan istediği  Süperedandart ve Miregelar’ın devreye girmesiyle 1984 yılı savaşın en önemli yılı olmuştur.Artık bu yıldan itibaren kimyasal silahların savaşta kullanılması söz konusudur.

1986 yılında açığa çıkan ve dünya kamuoyunun tepkisini çeken İrangate skandalı(ABD’nin kongre kararına aykırı olarak, Nikaragua’daki anti-komünist gerillaları finanse için İran’ın silah sattığının ortaya çıkması), ABD’nin itibar yitirmesine neden oldu.

Öncelikle İran savaşın sekizinci gününde dengeyi sağlamayı başarmıştır.Irak’ın Fransa’dan istediği  Süperedandart ve Miregelar’ın devreye girmesiyle 1984 yılı savaşın en önemli yılı olmuştur.Artık bu yıldan itibaren kimyasal silahların savaşta kullanılması söz konusudur.

1986 yılında açığa çıkan ve dünya kamuoyunun tepkisini çeken İrangate skandalı(ABD’nin kongre kararına aykırı olarak, Nikaragua’daki anti-komünist gerillaları finanse için İran’ın silah sattığının ortaya çıkması), ABD’nin itibar yitirmesine neden oldu.
Savaşın sonlarına gelindiğinde Irak, Fransa ve İngiltere’den aldığı kimyasal silahları Halepçe üzerinde kullanmış ve 5000 Kürt insanın ölmesine neden olmuştur.

Hümeyni, zehir içmekten de beter dediği kararını 18 Temmuz 1988’de açıklar.İran BM’nin 598 sayılı kararını kabul etmiş ve böylece sekiz yıl süren, binlerce insanın hayatlarını ve ekonomik kaynaklarının yok olmasına neden olan bu yıpratma savaşı hiç beklenmedik bir anda sona ermiştir.

1980 yılında patlak veren Irak-İran savaşı, bir nevi Basra Körfezi’ndeki bölgesel üstünlük mücadelesi ve İran İslam Devrimi’nin yayılma tehlikesini tehdit olarak algılama şeklinde gerçekleşen bir olaydır.1970 Eylülünde başkan Nasr’ın ölümü Ortadoğu’da liderlik yarışını başlatmıştır.Mısır’ın bıraktığı boşluktan yararlanarak gerek Arap dünyasının gerekse üçüncü dünyanın liderliğini kapma isteği İran’ı tehdit etmiştir.

-1. Körfez Savaşı:

Birinci Körfez Savaşı(1990-1991), ABD öncülüğünde İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devletin askeri koalisyonuyla Irak devleti arasında yapılan savaştır.

-Savaşın Sebepler Ve Savaşın Başlaması:

Bu savaşa Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in çıkardığı Körfez Krizi neden olmuştur.1980-1988 yılları arasında İran ile savaşan Irak ekonomik yönden ağır zarara uğramış ve bu savaş sonrası kolay kolay ödeyemeyeceği bir dış borç yükünün altında kalmıştır.Bu durumdan kurtulmak isteyen Saddam Hüseyin, çareler aramaya başlamış ve 1991 yılı ilk yarısında Ortadoğu’da huzursuzluğa yol açacak bazı iddialar ortaya koymuştur.Bu iddialar Körfez Krizi’nin ilk filizleri olmuştur.İddiaların başlıcaları şunlardır:Körfez ülkelerinin 1981-1990 arasında petrol fiyatlarını sürekli düşürerek Irak’ı zarara sokmaları; Kuveyt’in Rumeyla bölgesindeki Irak’a ait petrollerden de faydalanmış olması; Kuveyt toprakları üzerinde tarihi hakkı olduğunda ısrar etmesi ve Irak-İran Savaşı sırasında Kuveyt’in Irak’a yaptığı para yardımını silmesini istemesiydi.

Kuveyt ile ilgili iddiaların Kuveyt tarafından kabul edilmemesi üzerine Saddam Hüseyin meseleyi bir oldu bitti ile çözümlemek istemiş ve 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal etmek ve bir hafta sonra da ilhak etmek suretiyle Körfez  Krizi’nin çıkmasına sebep olmuştur.Irak bu hareketi ile dünya petrol rezervinin %20’sini elde etmiştir.Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak birliklerinin Kuveyt topraklarından şartsız ve derhal çekilmesini isteyen bir karar alınmıştır.Ardından ABD öncülüğünde 33 ülke kuvvet göndermek veya yardım yaparak Irak’a karşı teşkil edilen bu koalisyon kuvvetlerine katılmış, Çöl Kalkanı adı verilen operasyona destek vermişlerdir.Bunların arasında sekiz Arap ülkesi de vardır.Gerçi Arap ülkeleri; Saddam’a karşı olanlar, Saddam’ı destekleyenler ve çekimser kalanlar olmak üzere üçe ayrılmıştır.Ancak Arap birliği Irak’ı kınamış ve derhal Kuveyt’ten çekilmesini istemiş ve Irak saldırısına karşı çok uluslu Arap ordusu kurulmasını oy çoğunluğu ile kararlaştırmıştır.Bu sebepten dolayı, Mısır ve Suriye, Saddam’a karşı olanların başına gelerek Suudi Arabistan’a kuvvet göndermiştir.Ürdün, Yemen ve FKÖ Saddam’ı desteklemişlerdir.Bu arada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oy çoğunluğu ile Irak’a karşı ekonomik yaptırım ve silah ambargosu kararı almıştır.

BM, ABD ve müttefik ülkelerin ısrarlarına rağmen Saddam Hüseyin’in 1991 tarihinde, Irak’a müttefik çok uluslu hava güçlerinin taaruzları ile 1. Körfez Savaşı başlamıştır.

-Savaş:

Çöl Fırtınası adı verilen bu operasyon, 24-28 Şubat 1991 tarihinde yüz saatlik kara harekatı ile Kuveyt’te Irak   kara kuvvetlerinin büyük bir kısmının imhası ve kalanlarının esir veya Kuveyt’i terk etmeleriyle sonlandı.

1.Körfez Savaşına katılan koalisyon kuvvetleri ve Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü Kuveyt-     Suudi Arabistan sınırının kuzeydeki Safuen kasabası yakınında çölde bir çadır içinde ateşkes görüşmeleri yapıldı.Irak, Kuveyt’i ilhak kararını kaldırmak ve tazminat ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul

etmek zorunda kaldı.Bu şekilde Körfez Savaşı fiilen sona ermiş oldu.1991 yılı nisan ayının ilk haftasında, Irak’ın BM Güvenlik Konseyi tarafından ortaya konan ateşkes şartlarını kabul ettiğine dair yazılı müracatı ile de 1. Körfez Savaşı resmen sona erdi.1. Körfez Savaşı fiilen sona ermesine rağmen ABD bazı bahanelerle Irak’ı bombalamıştır.23 Ocak 1993 gecesi Güney Irak’ı ABD Eski Devlet Başkanı George H. W. Bush’a Kuveyt’te bulunduğu sırada suikast planladıkları gerekçesiyle 26 Haziran 1993 gecesi Bağdat’ı bombalamıştır.

Türkiye 1. Körfez Savaşı’na fiilen katılmadı.İncirlik Hava Üssündeki ABD uçaklarının kullanılmasına müsaade etti ve BM aldığı bütün kararlara uydu.Ayrıca, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapattı.

-Irak’ın Yenilmesinin Sebepleri:

Savaş başlamadan önce Irak, dünyanın beşinci büyük kara ordusuna sahipti.Fakat bu durum Irak’ın çok kısa bir sürede yenilmesine engel olamadı.Bu yenilginin en büyük sebebi, ABD ve müttefik ordularının nitelik bakımından Irak ordularına kıyasla çok üstün olmasıdır.Irak sekiz yıl süren Irak-İran Savaşı’ndan yorgun çıkmış, savaşma iradesi düşük ve klasik piyade savaşına göre eğitilmiş ordulardı.

Irak’ın yenilmesinde pay sahibi olan ikinci büyük etken İkinci Dünya Savaşı’ndan beri bilinen bir savaş gerçeğiydi:Savaşılan bölgede hava üstünlüğü sağlamak ve hava ile kara güçleri arasında etkin bir eşgüdüm sağlamak, karşı konulmaz bir üstünlük gerektirir.Müttefikler hava-kara koordinasyonunu güzel bir biçimde gerçekleştirirken Irak güçleri bu avantajdan yoksundu.Çölde saklanamayan ve havadan korunamayan Irak ordusu, müttefik saldırıları karşısında yok oldular.

Nedenlerden üçüncüsü, vurucu gücü ne olursa olsun, tek bir silaha dayanmanın yarattığı aşırı ve yapay güvenlik duygusudur.Saddam, SSCB’den aldığı Scud füzelerine ve bu füzelerin ucuna yerleştirmeyi planladığı kimyasal ve biyolojik başlıklara güveniyordu.Ancak, bu füzeler savaş sırasında istenilen başarıyı gösteremedi.Füzeler ABD Patriot Hava Savunma Sistemi ile yok edildi.

-Irak’a Uygulanan Uluslararası Ambargo Ve Günümüzde Geldiği Nokta:

ABD bu güne kadar 115 ülkeye ambargo uygulamıştır.Ancak hiçbiri Irak’a uygulanan ambargo kadar kapsamlı ve uzun olmamıştır.Uygulanan ambargo sonucunda Irak’ta çocuk ölüm oranları yükselmiştir.Bunun nedeni ise temel gıda maddelerinin eksikliği ve ilaç yetersizliğidir.1996’da Birleşmiş Milletler petrol karşılığı gıda programını kabul etmiştir.665 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile bu ülkeye ambargo uygulamaya başlanmış, 1997 yılına gelindiğinde yürürlüğe giren ‘’Birleşmiş Milletler Petrol Karşılığı, İlaç Ve İnsani İhtiyaç Maddeleri Programı(MOU) ‘’ kapsamında ambargo uygulanmıştır.Birleşmiş Milletler 986 sayılı kararına göre Irak, temel gıda maddelerini alabilmek için her altı ayda iki milyar dolarlık petrol satışı yapabilecektir.Bundan elde edilecek gelirin %30’unun 1. Körfez Savaşı mağdurlarına tazminat olarak verilmesi Irak’tan istenmiştir.1998 yılında 1153 sayılı kararla iki milyar dolar, beş milyar dolara çıkarılmıştır.1999 yılında 1284 nolu kararla satış sınırlandırması kaldırılmıştır.Bu konuda en son düzenleme 2000’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan 1330 sayılı kararla dokuzuncu dönemin başlatılmasıdır.

Uluslararası sivil kuruluşlardan insani amaçlı ambargo karşıtı hareketlerin yapımında gerek ekonomik ve gerekse siyasi kaygılarla devletlerinde bu yönde tavır aldıkları açıktır.Rusya, Çin ve Fransa ilk bakışta dikkat çeken ülkelerdir.Özellikle Ruslar ve Fransızlar Irak petrolüne önemli yatırımlar yapmaktadırlar.Ayrıca Çin de çeşitli nedenlerden dolayı Irak’a ve bölgeye yakın ilgi duymaktadır.

-Silah Denetimi:

Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılması sonrası halledilmesi gereken önemli problemlerden birisi de Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahlarının yok edilmesi ve yenilerinin üretilmesinin engellenmesiydi.Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkarılan  687 sayılı kararı ateşkes ve imhasını öngörmekteydi.Bu silahların imha ve denetim işleri ise BM Özel Komisyonu(UNSCOM) ve Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA) yürütmekteydi.Savaştan sonra zayıf düşen Irak, bu kararı 6 Nisan 1991’de kabul ettiğini BM’YE bildirdi.

Irak 31 Ekim 1998’de kendisinden istenilen bütün koşulların yerine getirilse bile ülkeye uygulanan ambargonun kalkmayacağını ileri sürerek UNSCOM ile işbirliği yapmayacağını açıkladı.Bunun üzerine Bağdat’tan yapılan açıklamada bundan sonra Irak yönetiminin BM Özel Komisyonunun(UNSCOM) Irak’a dönmesine izin vermeyeceğini belirtiyordu.11 Eylül’ün etkisiyle dünya uluslararası terörizm korkusuyla sarsılmaktadır.ABD, Afganistan’dan sonra Irak’ı işgal etmiş durumda.Irak’ın topraklarını BM silah denetçilerine açmaması, ABD için iyi bir koz durumunda.

-1. Körfez Savaşı Sonrasında Türkiye Dış Politikası:

1. Körfez Savaşı’nın daha ilk gününden itibaren Turgut Özal Türkiye’nin çatışmaya aktif müdahalesini istemiş, ancak bu isteği klasik yaklaşımı savunan dış politika bürokrasisi ve ekolü tarafından dirençle karşılanmıştır.Bu çekişmenin sonucunda Özal istediği adımları atamamış, ancak klasik Türk dış politikasını da önemli değişikliklere uğratmıştır.Bu savaşta Türkiye değişmez ilkelerinden olan statükonun savunulması ilkesinden vazgeçmiş görünmüş, ayrıca Ortadoğu çatışmalarından uzak durma yaklaşımından da tavizler vermiştir.Türk dış politikası açısından  bir diğer yenilik de cumhurbaşkanı ile meclis ve bürokrasinin bu derece farklı görüşleri savunabilmesi olmuştur.Özal bu durumlarda hükümet de dahil olmak üzere diğer dış politika aktörlerini by-pass edebilmiştir.Özal’a göre Türkiye uzun yıllar boyunca çekingenliği ile hep yenilen tarafta yer almıştır, şimdi ise kazanan tarafta yer almanın zamanı gelmiştir.Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın Özal’a kızarak istifa etmesi Özalcı yaklaşım ile klasik dış politika anlayışı arasındaki çekişmeyi açıkça ortaya koymuştur.Bu kez geri çekilen sivil kanat değil, askeri kanat olmuştur.Menderes ve Demirel’in ordudan gelen herhangi bir muhalefet karşısında nasıl çekingen davrandığı ve geri adım attığı hatırlanacak olursa Özal’ın tüm aktörler ve kurumlar karşısında göstermiş olduğu özgüven şaşırtıcıdır.

Özal’ın dış politikada Türkiye’nin Misak-ı Milli sınırlarını zorlayıcı bir dış politika izlemesi gerektiğini düşündüğü anlaşılmaktadır.Özal’ın bu görüşlerini savunurken sürekli olarak İsmet İnönü dönemine saldırması, buna karşı Atatürk’ü ‘’aktif dış politika izleyen bir lider’’ olarak sunması   dikkat çekicidir.Savaş sonrasında Özal Türkiye’si ‘’bir koyup üç alma ‘’ konusunda hayal kırıklığına uğramıştır.

Ancak Özal’ın bölge ve Kürt politikası birbirinden ayrılmaz ise, Özal’ın 1. Körfez Savaşı ile başlattığı politikaların sonuçlarını uzun dönemde almayı umduğu anlaşılabilir.Genel olarak Özal’ın Körfez Savaşı’nda beklentisinin Musul petrolleri ve Kuzey Irak olduğu söylenir.Oysaki Özal’ın genel dış politika anlayışı incelendiğinde bu hedeflerin sadece genel hedeflerin bir parçası olabileceği anlaşılır.Türkiye’nin güney sınırlarının yapay olduğunu düşünen Özal’a göre 1. Körfez Savaşı Türkiye’ye sınırlarının güneyine inme imkanını sağlamıştır.Zayıflayan Irak sayesinde Türkiye bu bölgede ekonomik ve kültürel araçları ve Batı’nın siyasi desteğini kullanarak etkili olabilirdi.Özellikle ABD’nin yeni Irak politikasında aktif rol almak isteyen Özal, Türkiye’nin Ortadoğu’ya yayılmasını istiyordu denilebilir.

Bu politikalardan Türkiye’nin kazancı şunlar olabilirdi:1.Kürt sorununu Türkiye’yi güçlendirecek şekilde çözmek.2.Türkiye’nin güneydeki güvenlik hattını daha aşağıya çekmek.3.Türkiye’nin etki sahasını arttırma.4.Yeni ekonomik kaynaklar ve pazarlar bulmak.5.Batı nezdinde artan önemini ranta çevirmek.

Özal’ın son derece tartışmalı olan bu saldırgan ve tamamen ABD eksenli dış politikasında hedeflediklerinin ne kadar gerçekçi olduğu açık olmamakla birlikte, Özal politikaları izlenseydi bu sonuçlara ulaşılabilir miydi sorusu da cevaplanmış değildir.İsmet İnönü’yü dış politikada pasiflikle suçlayan Özal, Atatürk gibi aktif bir dış siyaset işlenmesi gerektiğini savunmuştur.Peki Özal’ın uygulamak istediği bu saldırgan dış politikanın Atatürk’ün ‘’Yurtta sulh cihanda sulh.’’ İlkesiyle bağdaşmadığı açıktır.Aktif dış politika izlemek için oraya buraya saldırmak gerekmez.Türkiye İsmet İnönü’nün izlediği aktif dış siyaset sayesinde 2. Dünya Savaşı’na girmeyerek felaketin eşiğinden dönmüştür.Büyük riskler taşıyan bu politikanın tam tersi bir etki yapması da kuvvetle muhtemeldir.Nitekim PKK’nın 1. Körfez Savaşı sonrası güçlenmesi bunun en güzel kanıtıdır.

-Çekiç Güç Ve Seçeneksiz Dış Politika

1.Körfez Savaşı’nda ABD öncülüğündeki müttefiklere karşı, bir varlık gösteremeyen Saddam Hüseyin hezimetin acısını ülkenin kuzeyindeki Kürtler ve Türkmenlerden çıkarmak istiyordu.Halkın üzerine müttefiklerin füzelerinden sonra şimdi de Saddam’ın bombaları yağıyordu.Halk çaresizlik içinde Türkiye’ye yöneldi.Saddam’ın ölüm kusan silahlarından kaçan yüz binler can havliyle yollara döküldü.Enselerinde Saddam’ın namluları 500.000 kişiyi Türkiye sınırına dayadı.Türkiye’ye de kapılarını sonuna kadar açmak düşüyordu.Ve öyle de yaptı.İşte yıllarca tartışılacak Çekiç Güç olarak adlandırılan uluslar arası kuvvet böyle bir ortamda gündeme geldi.

Çekiç Güç, Irak’ın askeri gücünün neredeyse çökertilmesinin sonucunda yaşanan ayaklanma ve onu takip eden kitlesel göçün bir sonucudur.Bu nedenle 1.Körfez Savaşı’nda Irak’a karşı savaşan başta ABD, Batılı ülkelerin bölge politikalarının bir uzantısı olmuştu Türkiye.Çekiç Güç ve Kuzey Irak politikalarını söz konusu ülkelerle bağıntıları çerçevesinde belirlemek durumunda kalmıştır.Çekiç Güç’ü Türkiye’ye getiren politikaların mimarı ANAP, TBMM’deki tartışmalarda iktidar yıllarında savunduğu uygulamaları, muhalefet yıllarında eleştirmiş, DYP ve SHP de aynı şekilde değişen rolüne paralel olarak bakış açısını da değiştirmek durumunda kalmıştır.1991’de Saddam Rejiminin, bağımsızlık arayışındaki Kürtlere saldırması, onların da Türkiye sınırına doğru kitlesel bir göç dalgasıyla canlarını kurtarmaya çalışmaları Çekiç Güç diye bilinen ‘’Huzur Operasyonu-2’’ yi doğurmuştu.O zamanlar Turgut Özal cumhurbaşkanıydı; inatçılığıyla Dışişleri Bakanı Ali Bozer ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay’ı bile yıldıran bir cumhurbaşkanıydı.İktidardaki ANAP’ın başında Yıldırım Akbulut vardı.Muhalefet liderleri ise DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel ile SHP Genel Başkanı Erdal İnönü idi.

TBMM’den asker  göndermek ve yabancı güçleri davet etmek için geniş yetkiler alan hükümet,Çekiç Güç’ün Türkiye’de sonuçlanması konusunda da ABD ile antlaştı.Bu arada muhalefet partileri böyle bir gücün ulusal egemenliğimizi zedeleyeceğini,Irak’ın toprak bütünlüğüne zarar vereceği,bağımsız bir Kürt devletinin yolunu açacağını ve otorite boşluğunun PKK’yı güçlendireceğini dile getirip Çekiç Güç’e karşı çıktılar.Ama çok geçmeden,1991 Ekim ayında seçim yapıldı; DYP-SHP koalisyon hükümeti kuruldu.Yeni hükümet, ANAP’ın kendi muhalefetlerine rağmen TBMM’den almış olduğu yetkiyi kullanıp Çekiç  Güç’ün görev süresini uzatmakta bir sakınca görmediler.Bu hep böyle sürdü.Ardında kurulan Refah Yol koalisyonu döneminde de vaktiyle Çekiç Güç’e veryansın eden Necmettin Erbakan’ın başbakan yardımcısı olduğu hükümet,Çekiç Güç’ün görev süresini uzatma kararlarının altına imza atmıştır.ANAP ve SHP bu kez Çekiç Güç’e karşıydı.

Eğer Çekiç Güç olmasaydı Kuzey Irak’ta rahat hareket edemezdik, Kuzey Irak’a operasyon yapamazdık anlamında genel bir yanıldı mevcuttur.Bu görüşü savunanlar  1. Körfez Savaşı sonunda PKK’nın daha da güçlendiğini görmezden gelmektedirler.Bugün Kuzey Irak’ta kırmızı çizgilerimizin akıbeti belli değilse bunun temelinde Özal politikaları ve Çekiç Güç yatmaktadır.

-1. Körfez Savaşı’nda  Türkiye’nin Ekonomik Kayıpları:

1. Körfez Savaşı adı verilen askeri harekat; petrol fiyatlarını sıçratması, kara taşımacılığı, müteahhitlik hizmetleri ve ihracat üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle Türkiye ekonomisini önemli kayıplara uğratmıştır.1. Körfez Savaşı’nın petrol fiyatları üzerindeki etkileri daha çok Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği 1990 yılının ikinci yarısında ve1991 yılının ilk aylarında hissedilmiştir.Kuveyt işgali öncesi 16 dolar civarında seyreden  ham petrolün bir varili, ekim 1990’da 37,4 dolara kadar yükselmiştir.Müdahale sonrası petrol fiyatları istikrar kazansa da Türkiye’nin söz konusu dönemde  petrol faturası ciddi ölçüde kabarmıştır.

Körfez Krizi sonrasında transit kara taşımacılığı ve ihracat faaliyetlerinin büyük ölçüde sona ermesi nedeniyle, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey  Irak arasındaki ticaret dibe vurmuştur.Geçimini sınır ticareti ve tankerle petrol nakline bağlayan bölge esnaf ve tüccarının önemli bir bölümü kepenk kapatmak zorunda kalmıştır.Irak, savaş öncesi dönemde Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük ticari partneri olmasının yanı sıra Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan kapısıdır.Savaş sonrası Irak bu konumunu da yitirmiştir.

Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı’nın kapatılması bir yandan petrol ithalatını güçleştirirken, bir yandan da petrol boru hattı gelirlerini ortadan kaldırmış, savaş sonrasında da ekonomik ambargo nedeniyle Türkiye’nin bu geliri düşük düzeylerde seyretmiştir.Ekonomik ambargo nedeniyle Irak’ın kamu kesiminin yatırım harcamaları çok sınırlanmış, bu durum Irak’ta inşaat ve taahhüt faaliyetlerini yürüten Türk müteahhitlerinin pazar kaybına yol açmıştır.

Bu sorunlara ek olarak, Irak’ın kuzeyinde oluşan otorite boşluğu Güneydoğu sınırındaki risk ve tehditi arttırmıştır.Türkiye’nin karşı önlemleri askeri harcama kalemini sıçratmıştır.

Savaşı Güneydoğu ekonomisine göç,işyerlerinin kapanması ve işsizlik şeklinde yansıyan olumsuz etkileri bir dizi ticari ve sosyal sorunu körüklemiştir.Bölgede sanayi ve ticaret durma noktasına gelmiş,ihracat güçleşmiştir.

Güneydoğu’da duran yatırımlar,bölgenin geri kalmışlığını derinleştirmiş,batıya göçü hızlandırmış,terörü  besleyen bir faktör haline gelmiştir.Makro anlamda da Türkiye ekonomisi savaştan şiddetle etkilenmiş,1990’da %9,4 olarak gerçekleşen büyüme hızı 1991’de %0.3’e inmiş  bütçe açığı %180 artmış,durgun ekonomiye karşın enflasyon 11 puan yükselmiştir.Türkiye,1.Körfez Savaşı’nda  oluşturulan çok uluslu güce siyasi destek vermesine ve ABD’nin yanında yer almasına karşın savaş zararlarının tazmininde yeterli desteği bulamamıştır.Türkiye’nin savaştan kaynaklanan kayıplarını tam olarak hesaplamak mümkün olmamakla birlikte,birikimli sonuçlar ekonomik ve sosyal açıdan hala hissedilmektedir.

-Sonuç:

Irak,Osmanlı şemsiyesi altında 384 yıllık bir beraberliğe ve bütünlüğe sahip geçmişi ile,kültürel ve sosyal yakınlığıyla,Türkiye’nin çok önemli komşularında biri olmuştur.Bu günde hala bünyesinde barındırdığı %10 civarında Türkmen nüfusuyla Türkiye açısından  önem arz eden,Türkiye’nin politik ve diplomatik ilişkilerini geçmişinden gelen ortak kültürel birikim üzerinden geliştireceği bir Ortadoğu ülkesi olan Irak,ne yazık ki Saddam Hüseyin’in izlediği fevri ve dengesiz politikaları nedeniyle Türkiye ile ilişkileri istenen düzeyde seyretmemiştir.Bu savaş sonucunda Arap Birliği fikri büyük bir darbe yedi.Ayrıca Irak’ın zayıflamasıyla beraber,İran’ın bölgedeki ağırlığı artmıştır.

2. Körfez Savaşı ile beraber diplomatik ilişkilerin gerginleştiğini görüyoruz.Türkiye’nin ABD’den yana tavır belirlemesi Irak’ın Türkiye’ye hasmane duygular beslemesine neden olmuş ve iki ülkeye hiçbir fayda sağlamadığı gibi tersine ciddi zararlar getirmiştir.

Günümüzde Irak’a uygulanan ambargonun muhtelif devletlerce delindiğini görüyoruz.Körfez Savaşı’ndan umduğu sonucu alamayan ve uğradığı zararları tazmin edemeyen Türkiye’de son zamanlarda bu ambargoyu delen ülkeler arasındadır.

Bugün sanayisi ilerlemiş, teknolojisi gelişmiş bir çok büyük devletin Ortadoğu üzerinde yatırımlar yapmakta olduğu gözlenmektedir.Soğuk Savaş sonrası ABD bu büyük pastaya tek başına sahip olmuştu, fakat bugün Rusya, Fransa ve Çin olmak üzere büyük devletler bölge üzerinde ciddi emeller beslemektedir ve pastaya ortak olmak istemektedirler. Bu da yakın bir zamanda Ortadoğu üzerindeki dengelerin değişebileceğinin göstergesidir.

Türkiye 1534’den 1918’lere kadar Osmanlı’nın bir eyaleti olmuş Irak ile derin bir geçmişi olduğunu ve aynı dine mensup olduğunu dikkate alarak,bu son sıcak gelişmelerde lükse ve maceraya kapılmadan,soğuk kanlı ve rasyonel davranışlar içerisinde olmalıdır.Kritik gelişmelerin yaşandığı şu günlerde yanlış bir karar telafisi mümkün olmayan sonuçlar getirebilir.

Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Haziran 2011 10:45 )
 

Our valuable member Çağdaş DUMAN has been with us since Cuma, 05 Mart 2010.

Bu Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayın

Yorumlar  

 
+1 #1 YUSUF 20-05-2013 09:44
çok teşekkürler işime yaradı :D :lol:
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Azerbaycan'ın İlk Sosyal Ağ Sitesi Burak BİLİCİ | Bilgisayar Mühendisi Türkiye'nin en özgür analiz merkezi. Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.