Mehmet Fatih OZTARSU tarafından yazıldı.    Cumartesi, 06 Mart 2010 22:25    PDF Yazdır e-Posta
Dağlık Karabağ Sorunu’na Çözüm Arayışlarında Minsk Grubu’nun ve Komşu Devletlerin Rolü

Kafkasya bölgesinin en önemli sorunlarından Dağlık Karabağ, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir kriz meselesi olmuştur. Ermenistan’ın ayrılıkçı iddiaları ve Rusya’nın Ermenistan’a yönelik askeri destekleriyle başlayan silahlı çatışmalar, bu bölgesel soruna uluslararası nitelik kazandırmıştır. Sorunun çözümü için en başta bölge devletlerinin arabuluculuğu ile başlayan çalışmalar, daha sonra uluslararası kuruluşların açılımlarıyla devam etmiştir.

 

1992 yılında Azerbaycan ve Ermenistan’ın AGİT- Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na üye olmasıyla, uluslararası camia da olayı çözüme kavuşturmak için girişimlerde bulunmuştur. Bölge devletlerinin arabulucu girişimlerine ek olarak AGİT, Rusya’nın tek başına arabulucu faaliyet sürdürdüğü bu konuyla yakından ilgilenmek üzere Minsk Grubu’nu kurmuştur. Bünyesinde Ermenistan, Azerbaycan, Türkiye, Beyaz Rusya, İtalya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve İsveç temsilcilerinin bulunduğu gruba 1997’den itibaren Rusya, ABD ve Fransa tarafından eşbaşkanlar atanmaktadır. 

İlk çözüm bulma girişimi olarak 23-24 Mart 1992’de AGİT’e üye ülkelerin Dışişleri Bakanları tarafından Helsinki’de yapılan görüşmede barış konferansının toplanması kararlaştırılmıştır.[1] Ancak bu girişimden sonuç alınamamakla beraber aynı yılın Mayıs ayında Ermeniler’in Azerbaycan rayonlarından Şuşa ve Laçin’i işgal etmesiyle, 21 Mayıs’ta AGİT Kıdemli Memurlar Komitesi toplantısında ABD temsilcisi, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan ve bölgedeki yabancı askerlerin çekilmesini öngören tasarıyı sunmuştur.[2] Ermenistan dışındaki ülkelerin kabul ettiği bu tasarı da herhangi bir sonuç vermemiştir. Çatışmaların devam ettiği bu süre içerisinde Kazakistan’ın girişimleriyle ateşkes ilan edilmesi yönünde olumlu adımlar atılmıştır. 27 Ağustos’ta Grup Başkanı Mario Rafaelli taraflar arasında görüşmeler yapılması için girişimlerde bulunmuş ve aynı gün imzalanan Alma-Ata Beyannamesi ile ateşkes sağlanmıştır. Ancak 14-15 Eylül 1992 tarihlerinde çalışma grubunun faaliyete geçmesinin ardından Ermenistan bu beyannameyi sebepsiz olarak reddetmiştir.[3]

Sonuçsuz Kalan Barış Görüşmeleri

27 Mart 1993’te Ermenistan, Dağlık Karabağ bölgesiyle kendisi arasında koridor rayon olan Kelbecer’i işgal etti. 6 Nisan’da Azerbaycan bölgenin işgalini açıklayan mesajını yayınladı ve AGİT’in barış görüşmelerinden çekildiğini ilan etti.[4] Bu olaydan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile görüşmeler yapan Azerbaycan, devam eden işgallerle ilgili bir karar alınmasını talep etti. BM Güvenlik Konseyi ise Ermenistan’ın barışı tehdit eden girişimlerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, AGİT barış girişimlerini desteklediğini açıkladı. 28 Nisan 1993’te Azerbaycan’ın isteği ile Prag’da yeni bir AGİT toplantısı gerçekleştirildi.[5] Toplantıda Ermenistan’ın Kelbecer’den çekilmesi gerektiği vurgulandı ancak Ermenistan bunu kabul etmediği için görüşmeler sonuçsuz kaldı.[6] Sonuçsuz kalan barış görüşmelerinin gerçekleştiği 1993 Eylül’ünde Moskova’da gerçekleştirilen toplantıda Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ı “taraf” olarak kabul etmesi istenmiş ve bu toplantı da sonuçsuz kalmıştır.[7] Ancak Azerbaycan Dağlık Karabağ’ı her ne kadar taraf olarak kabul etmese de, Ermenistan ve Ermenistan’dan yana tavır gösteren arabulucu ülkeler Karabağ temsilcilerinin muhatap alınmasını sağlamışlardır. Sorunun genel tanımında ise; Ermenistan bu krizi Dağlık Karabağ ve Azerbaycan arasındaki bir mesele olarak açıklamakta, sorunun ikisi arasında çözülmesinden yana olduğunu belirtmektedir. Dağlık Karabağ bölgesinde nüfus çoğunluğunu Ermeniler’in oluşturmasından dolayı bu sözde kriz tanımında, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ın özgürlüğü için çalıştığı izlenimi dünya kamuoyuna sunulmuştur.

5 Mayıs 1994 tarihinde Bişkek’te Azerbaycan, Ermenistan ve Karabağ temsilcileri arasında imzalanan protokol ile artık bir ateşkes sürecine girilmiş ve bölgede devam eden silahlı çatışmalar son bulmuştur. Ancak yine de Ermenistan’ın işgal ettiği bölgeler konusu ile ilgili olarak herhangi bir gelişme sağlanamamış, sorunu çözmek üzere grup bünyesinde yoğun diplomatik ataklar başlamıştır. Bişkek Protokolü, Dağlık Karabağ meselesini çatışma konumundan siyasi konuma taşımıştır. Gerek bölge devletlerinin gerekse uluslararası camianın soruna bakışı, çözüm arayan devletlerin bölgedeki etkinliği ile ilgili bir mesele olmuştur. Rusya’nın ve ABD’nin konu ile ilgili açılımları zaman zaman birbirlerine karşıt çabalara da dönüşmüştür. Fransa ve Türkiye’nin konumları ise birbirine zıt şekilde, Ermenistan ve Azerbaycan’ı destekler nitelik taşımaktadır. Dağlık Karabağ sorunundan dolayı doğu ve batı sınırlarının kapatılması ve bunun sonucunda ekonomik darboğaza giren Ermenistan’ın meseleye yaklaşımı ise grup eşbaşkanlarının yönlendirmeleriyle şekil almaktadır. Türkiye’nin konuyla ilgili tutumu; sınırları kapatmanın yanı sıra; Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik iddialarını bitirme çalışmalarıyla da kendisini göstermektedir. Sadece bu yüzden bölgede etkili konuma ulaşamayan Ermenistan, olumlu adımları atmadığı sürece Karabağ sorunu da çözüme ulaşamayacaktır.

1995 yılında ikili eşbaşkanlık sistemini sürdüren grubun daimi eşbaşkanlık görevini elinde bulunduran Rusya, diğer eşbaşkanlık görevini sürdüren Finlandiya ile birlikte; Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan bölgelerinden ayrılması ve yerli halkın (kaçgınların/göçmenlerin) yeniden kendi topraklarına dönmesi ile ilgili konuları tartışıyordu.[8]

1996 yılında Lizbon’da gerçekleştirilen AGİT zirve toplantısında Azerbaycan ve Ermenistan sorununa yönelik hazırlanan belgede; Ermenistan tarafından Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün tanınması, Dağlık Karabağ nüfusunun güvenliğinin sağlanması ve bölgeye “kendi kendini yönetme” hakkının verilmesi ile ilgili maddeler yer almıştır. Ancak tüm üye ülkelerin kabul ettiği bu belge Ermenistan tarafından kabul edilmemiştir.[9] Aynı zamanda bu tarih içerisinde, sorunların çözümünde etkisiz kalan Batılı ülkelerin grup üyeliğinde bir dönüşüm süreci yaşanmıştır. Artık dönemsel eşbaşkanlık durumu kaldırılmış, onun yerine üç ülkenin temsil ettiği daimi eşbaşkanlık konumu oluşturulmuştur.[10] Rusya, ABD ve Fransa’nın yürüttüğü eşbaşkanlık sayesinde bütün inisiyatiflerin Rusya’nın elinde olmasının önüne geçilerek bir nevi denge oluşturulmuştur.

Minsk Grubu’nun önemli açılımlarda bulunduğu 1997 yılında; eşbaşkanların bölgeyi ziyaretleri, tüm taraflarla yaptıkları görüşmeler ve hazırladıkları bildiriler sonucunda üç çözüm önerisi sunulmuştur. Bunlar:
-Toptan Çözüm
-Aşamalı Çözüm
-Ortak Devlet önerisidir.

17 Temmuz 1997’de sunulan “Toptan Çözüm” taslağı, taraflar arasında yapılması gereken barış anlaşmasını ve Dağlık Karabağ’ın yeni statüsünü içermekteydi.[11] Buna ek olarak; Laçin, Şuşa ve diğer işgal edilmiş toprakların yeni durumu da bu taslak ile belirlenmekteydi. 2 Aralık 1997’de ise “Aşamalı Çözüm” taslağı sunulmuştur. Buna göre, Dağlık Karabağ ve işgal edilen diğer bölgelerin durumunun ayrı ayrı çözüme kavuşturulması gerektiği ve göçmenlerin nihai durumunun ne olacağı kararlaştırılmıştır.[12] 7 Kasım 1998’de ise son çözüm taslağı olan “Ortak Devlet” sunulmuştur. Ortak Devlet taslağında ise, bölgede bir Dağlık Karabağ Cumhuriyeti kurulması, resmi dilinin Ermenice olması ve Laçin koridorunun durumu ile ilgi maddeler yer almıştır.[13] Bu maddelerden ilk ikisini Ermenistan, sonuncusunu ise Azerbaycan kabul etmemiş ve bu girişim sonuçsuz kalmıştır. Azerbaycan’ın yaklaşımları öncelikli olarak; Ermenistan’ın işgal ettiği rayonlardan çekilmesi, Dağlık Karabağ’ın yeni bir statüye kavuşturulması, Azerbaycanlı göçmenlerin yurtlarına geri dönmesi ve bu bölgede Ermenistan etkisinin azaltılması yönündedir. Ancak yapılan tüm görüşmelerde görüleceği üzere, işin sonucu daima Ermenistan’ın baskın durumda olacağı şekilde gerçekleşmiştir. Yüzyılın son zirvesi olarak adlandırılan AGİT İstanbul Zirvesi’nde tartışılan en önemli konulardan biri de Dağlık Karabağ sorunuydu. Azerbaycan ve Ermenistan liderlerinin sorunun çözümüyle ilgili girişimlerinin övüldüğü zirvede, Minsk Grubu’nun barışa giden yolda daha etkili adımlar atacağıyla ilgili temennilerde bulunulmuştur. [14]

ABD, Rusya ve Fransa Üçgeninde Barış Görüşmeleri

Minsk Grubu içerisinde ABD’nin etkisi, daha çok üçlü eşbaşkanlık sisteminin oluşturulmasıyla kendisini göstermiştir. Daha önce çoğunlukla Rusya’nın inisiyatifinde bulunan barış görüşmeleri, 1997’den itibaren ABD’nin etkili açılımlarıyla devam etmiştir. ABD Başkanı Bill Clinton döneminde Dağlık Karabağ sorununa yönelik açılımlar, genellikle taraf ülke başkanlarını bir araya getirme girişimleri, telefon diplomasisi veya ekonomik destek sözleriyle sürmüştür. George W. Bush yönetiminin ise, göreve gelir gelmez sorun ile ilgili çözüm çalışmalarına başlamasıyla, eskisine göre daha etkili gelişmeler başlamıştır. 2001 Nisan ayında ABD, taraf ülkelere Florida’nın Key West beldesinde sorunların çözümü için görüşme yapılmasını teklif etmiş ve Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev ve Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’ın bir araya gelmesiyle bu görüşme gerçekleşmiştir. Ermenistan’ın, ABD tarafından işin rahat sonuçlandırılması yönünde az da olsa baskıya tabi tutulduğu görüşmede yeni barış görüşmelerinin yapılması konusunda da mutakabata varılarak görüşme sona ermiştir. Bu girişim, Batı tarafından olumlu karşılanmış ve taraf ülkeler son gelişmelerden duydukları memnuniyeti dile getirmişlerdir.[15]

Aynı dönemlerde bir diğer eşbaşkan Fransa’nın, girişimleri sonuçsuz kalsa da Rusya ve ABD açılımlarına alternatif olma görünümü de ortaya çıkmıştır. Devlet başkanlarının Fransa tarafından buluşturulması ve yeni gündem maddeleri oluşturulması, sorun ile ilgili olarak genelde yumuşama tavırları doğurmuştur. Ermeni lobisinin en etkili olduğu ülkelerden Fransa’nın bu açılımlardaki tutumu genellikle Ermenistan’dan yana olmuş, Azerbaycan ise, yapılan görüşmelerden sonra hiçbir çabanın sonuç vermeyeceği kanaatine varmıştır. 1997 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın çabalarıyla Ermenistan, daha sonra reddedeceği konularla ilgili olarak ikna edilmiştir. Ancak Ermenistan’daki iktidar ve muhalefet gruplarının zıtlaşması, bu konudaki girişimleri sonuçsuz bırakmıştır. 2001 yılında Avrupa Konseyi üyeliğine alınan Azerbaycan ve Ermenistan’ı yeniden bir araya getiren Fransa, burada yapılan görüşmelerin olumlu olduğunu belirtmiştir. İki ülke liderleri Mart 2001’de ikili ve üçlü görüşmeler yapmış, Fransa ve Ermenistan bu görüşmelerden sonra barışın kesin olarak sağlanacağını belirtmişlerdir. Ancak Fransa’da ağırlık gösteren Ermeni lobisinin bu söylemlerini yalanlayan Azerbaycan, barış ile ilgili yeni planlar beklediğini belirtmiştir.[16]

2002 yılında Grup Eşbaşkanları Bakü’ye yaptıkları ziyarette meselenin barışçıl yollarla çözümünün gerekliliği üzerinde durmuşlardır.[17] Aynı görüşmede Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, sorunun çözümü konusunda uluslararası kuruluşların çok pasif kaldıklarını ve Azerbaycan kamuoyunda sorunun bu kuruluşlar yardımıyla barışçıl yollardan çözüleceğine dair inancın azaldığını vurgulamıştır.[18]

2003 yılında ise, hem Ermenistan’da hem de Azerbaycan’da gerçekleşen seçimlerden dolayı Dağlık Karabağ meselesi kısa süreliğine askıya alınmıştır.[19] Azerbaycan seçimlerinin akabinde Grup Eşbaşkanlarını kabul eden Azerbaycan Savunma Bakanı Sefer Abiyev, BM’nin Ermenistan’ın işgalleriyle ilgili aldığı kararların uygulanmaması halinde herhangi bir çözüm beklemenin anlamsız olacağını ifade etmiştir.[20]

2004 yılında Bulgaristan’da gerçekleştirilen AGİT Bakanlar Konseyi toplantısında söz alan Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan, Azerbaycan ile Dağlık Karabağ arasındaki sorunun Ermenistan’ın barışçıl vizyonu ile çözüleceğini belirtmiş ve Azerbaycan’ın saldırgan tutumlarından vazgeçmesi gerektiğini söylemiştir.[21] Azerbaycan’ı bölgede “işgalci” olarak nitelendiren Oskanyan; Ermenistan için, şimdiye kadar yapılan görüşmelerin hiçbir mana ifade etmediğini bu şekilde belirtmiştir. Son dönemlerde devam eden iyimser tavırlardan sonra Ermenistan’ın sert açılımları, Azerbaycan tarafından eleştirilmiş ve sorunun karşılıklı görüşmelerle hallolmayacağı yönündeki inanç kuvvetlenmiştir. Bunun akabinde 2005 yılında Londra’da gerçekleştirilen grup toplantısına katılan Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri bakanları çözüm konusunda faaliyet gösteren üyelerle ayrı görüşmeler düzenlemekle birlikte, birbirleriyle görüşmemişlerdir. [22]

2006 yılı ise, uluslararası kuruluşların düzenlediği toplantılarda taraf devletlerin bir araya getirilme çabalarıyla sürmüş ve grup eşbaşkanları sonraki sene için daha olumlu adımlar atılacağı konusunda fikir birliğine varmıştır.  Aynı yıl, Fransa’nın bir başka girişimi olan ve grup eşbaşkanlarının himayesinde Rambouillet Şatosu’nda gerçekleştirilen Bakü-Erivan zirvesi de tıpkı diğer buluşmalarda olduğu gibi barış temennileriyle sona ermiştir. Fransa’nın Ermenistan’dan yana olan yaklaşımlarını devam ettirdiği bu sürece bakıldığında, Azerbaycan, hiçbir şekilde tatmin edilmemiş taraf ve Fransa’nın da makul öneriler sunamamış bir eşbaşkanlık profili sergilediği gözlemlenmektedir.

2007 yılında Minsk Grubu’nun girişimleriyle Azerbaycan ve Ermenistan’ın üzerinde mutabık kaldığı Madrid Kriterleri kabul edilmiştir. Sonraki görüşmelerde temel alınacak bu bildirge Dağlık Karabağ sorununun çözümü için önem taşımaktadır. Madrid bildirisinde yer alan maddelere göre;

-Dağlık Karabağ'ın çevresinde işgal edilen bölgeler boşaltılacak,
-Ermenistan ile Dağlık Karabağ'ın irtibatını sağlayan koridor açılacak,
-Bütün göçmenler topraklarına dönecek,
-Barış gücünün işlevini yerine getirecek uluslararası güvence sağlanacak,
-Dağlık Karabağ Ermenilerine gerekli güvence verilerek kendilerini idare etme hakları tanınacak,
-Dağlık Karabağ'ın hukuki statüsünün belirlenmesi için inisiyatif kullanılacaktır.[23]

2008 yılındaki çözüm çalışmalarına Bakü’de başlayan Minsk Grubu Eşbaşkanları, Azerbaycan ve Ermenistan devlet başkanlarının söylem yoluyla da olsa anlaşmaları gerektiği üzerinde durmuşlardır. Yılsonunda Helsinki’de gerçekleştirilen AGİT Bakanlar Konseyi Toplantısı’nda da Minsk Grubu’nun önemli bir barış taslağı üzerinde çalışacağı belirtilmiştir.[24] Bu yıl içerisindeki bir diğer önemli gelişme ise, Kasım 2008’de Rusya’nın girişimleriyle Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan ve Madrid Kriterleri’ne uyulması ve taraf devletlerin barışı en kısa zamanda sağlaması yönünde vurgular içeren Moskova Bildirgesi imzalanmıştır. [25] Madrid Kriterleri’nde yer alan Azerbaycan aleyhindeki maddelerden dolayı Ermenistan yeni bildirgede önemli avantajlar elde etmiş gibi görünse bile, bu açılımdaki temel konunun Rusya’nın bölgedeki ve konu üzerindeki etkinliğinin tazelenmesi olduğu göz ardı edilmemelidir. Bunun yanı sıra 1992 Prag görüşmelerinde, 1996 Lizbon Zirvesi’nde ve 2005 Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda alınan, “Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiği”ne dair kararlar Azerbaycan’ın kullanabileceği en büyük kozlardır.[26] 2009 Mayıs ayında Minsk Grubu arabuluculuğu ile Azerbaycan ve Ermenistan Devlet Başkanları Prag’da görüşmüşlerdir. Grup eşbaşkanı Matthew Bryza, görüşmenin oldukça olumlu geçtiğini ve tarafların temel ilkelerde anlaştıklarını vurgulamıştır. Ancak Azerbaycan ise, Ermenistan’ın bu görüşmede yapıcı tutum sergilemediğini belirterek, herhangi bir olumlu adım atılmadığını bildirmiştir.
2009 yılının bir diğer önemli görüşmesi Temmuz ayında Moskova’da gerçekleştirilmiştir. Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya Devlet Başkanları’nın bir araya geldiği görüşmenin, önemli bazı konuların tartışıldığı ve şimdiye kadarki sürecin ele alındığı bir mahiyette olduğu katılımcılar tarafından dile getirilmiştir. Herhangi bir uygulama kararının alınmadığı görüşme sonrasında, Rus temsilci Yuri Merjlikin, eşbaşkanlardan Mathew Bryza ve Bernard Fassier tarafından Ağustos ve Eylül aylarında bölgeye ziyaretlerin gerçekleşeceğini ve ekim ayında taraf ülkelerin devlet başkanlarının yeniden bir araya getirileceğini belirtmiştir.[27]

Komşu Devlet Türkiye’nin Azerbaycan Eğilimli Yaklaşımları

Sovyetler’in dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan’ı tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştur. Ortak tarihî geçmişi bulunan bu iki ülkenin yeni dönemdeki ilişkileri siyaset, ekonomi, eğitim ve kültür başta olmak üzere bütün alanlarında devam etmiştir. Azerbaycan’ın yer altı zenginlikleri ile artan önemi Türkiye’nin de Batı ile birlikte bu bölgede stratejik açılımlar yapmasına neden olmuştur. Tüm bu gelişmelere paralel şekilde Azerbaycan da temel sorunu olan Karabağ ile ilgili olarak Türkiye’den etkin açılımlar beklemektedir. Bu konuda Türkiye’nin tavrı Azerbaycan’dan yana ağır basmaktadır. Azerbaycan topraklarının işgal edilmesinden dolayı Ermenistan’la olan sınırlarını kapatan Türkiye, sorunun çözümü için uluslararası camiaya da yönlendirmelerde bulunmaktadır. [28]
Türkiye’nin, pek çok konuda varlığını hissettiren Rusya-Ermenistan birlikteliğine karşın Azerbaycan’ı yalnız bırakmaması bölgede bazı değişikliklerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Askerî işbirliklerinde Azerbaycan ordusunun NATO standartlarına kavuşturulması, ortak operasyonlara katılımı[29] ve enerji/ekonomi anlaşmalarında Batı ile işbirliklerinin artırılmasıyla ülkenin Batı’ya yaklaşmasında etkin aktör olan Türkiye; Minsk Grubu bünyesinde de söylemlerini Azerbaycan lehine devam ettirmiştir. Son dönemlerde Azerbaycan’la ilişkilerin gerilmesine sebep olan Ermenistan yakınlaşmaları sürecinde Dağlık Karabağ meselesinin Türkiye tarafından nasıl ele alınacağı merak konusu olmuştur. Türkiye ve Ermenistan arasında gerçekleşen “futbol diplomasisi” ve yeni dönem ilişkilerine yönelik yol haritası Azerbaycan’la olan mevcut ilişkileri zedelemiştir.[30] Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye; Karabağ ve işgal edilen diğer rayonlarla ilgili söylemlerinden vazgeçmemiş, sınırların açılmasında Dağlık Karabağ mevzusu da halledilmesi gereken acil mesele olarak karşı tarafa sunulmuştur.[31]

Diğer Komşu Devlet İran’ın Soruna Yaklaşımı

Azerbaycan ve Türkiye ile olan sınırlarının kapalı olmasından dolayı Ermenistan, bölgedeki konumu açısından ulaşım ihtiyacını İran üzerinden rahatlıkla karşılayabilmektedir. Tüm politikalarında olduğu gibi dış politikasında da İslami çizgiyi önemseyen İran’ın Dağlık Karabağ meselesine yaklaşımı, umulduğu gibi Müslüman Azerbaycan’dan yana olmamıştır. Özellikle Güney Azerbaycan meselesinden dolayı Ermenistan’a yakınlık gösteren İran’ın, büyük devletler ittifakının değişkenliğinden dolayı da bu durumu sürdürdüğü söylenebilir. Dağlık Karabağ sorununun başlangıcından itibaren ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu belirten İran’ın, prensip olarak bu söylemde bulunup sık sık arabuluculuk faaliyetlerine girişmesi, bölgedeki dengeleri Ermenistan yoluyla kendi lehine çevirme ya da oluşabilecek muhtemel zararları en aza indirme isteği yönünde izlediği politikalardır. Bu konuda ilk olarak 1992 yılında, İran Dışişleri Bakanı, Bakü’de, Azerbaycan yetkililerine arabulucu olabileceklerini belirtmiştir.[32] Bunu takiben, taraflar 15 Mart 1992’de ateşkes imzalamışlardır. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmut Vaezi’nin, ateşkesin ayrıntıları ve savaş esirlerinin mübadele mevzusunu görüşmek üzere Bakü ve Erivan’da temaslarda bulunmasının akabinde Şuşa’nın ve kısa bir süre sonra da Laçin’in işgal edilmesi, İran’ın arabuluculuk girişimlerini boşa çıkarmıştır.[33]
Bölgede Rusya’nın ağırlığını hisseden İran, Dağlık Karabağ konusunda da Rusya etkisinde bir yol izlemeye başlamıştır. Bu da Ermenistan’la daha yakın ilişkilerin doğmasına sebep olmuştur. Ayrıca Azerbaycan’ın Türkiye-İsrail stratejik ittifakına olan yakınlığı, İran’ın Erivan-Atina-Moskova ittifakına dâhil olmasının sebeplerindendir.[34] 11 Eylül sonrasında bu ittifakın etkinliğini kaybetmesiyle İran, Türkiye ve Azerbaycan’la olan ilişkilerini kuvvetlendirme yoluna gitmiş, Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgalini zaman zaman kınamıştır.
Dağlık Karabağ meselesinin tanımında dini veya etnik bir terim kullanmayan İran’ın, meseleyle ilgili değişken tutumu farklı noktalarla açıklanabilir. Bunlar:

-Sorunun çözümü ile Güney Azerbaycan’daki Türk topluluğunun, Kuzey Azerbaycan’a bağlanma tehlikesi İran milli güvenliğinin en önemli endişelerindendir,
-İran’a göre; Ermenistan, Batı’ya karşı Rusya safında desteklenmesi gereken bir ülkedir,
-Türkiye’nin Kafkasya’daki etkinliği ancak Ermenistan’la yaşanan sorunlar yoluyla azaltılabilir,
-İran, Batı’daki Ermeni diasporası yoluyla kendine de bazı kapılar açabilir.[35]

Ermenistan’ı bölge dengelerini değiştirme aracı olarak gören ve bu yönde açılımlarda bulunan İran’ın Dağlık Karabağ meselesindeki tutumları, Azerbaycan yönetimini şüphelendirmeye devam etmektedir. Güney Azerbaycan’daki Türk nüfusun etkisiyle de Ermenistan ağırlıklı politika izleyen İran’ın yine de kolektif barış açılımları konusunda komşu devlet olarak önemi bulunmaktadır. Uluslararası örgütler haricinde komşu devletlerin birbirleriyle olan tarihi ve çağdaş ortak paydalarından dolayı barış görüşmelerinin daha hızlı ilerlemesi mümkündür.

Sonuç

1992 yılından beri süren barış görüşmeleri, arabulucu ülkelerin faaliyetleri ve Minsk Grubu’nun konuyla ilgili değişken tutumları Dağlık Karabağ meselesiyle ilgili herhangi bir sonuç doğurmamıştır. Ermenistan’ın bu meseleden dolayı Türkiye ve Azerbaycan sınır kapılarının kapalı olması iktisadi yönden zayıflamasına yol açmıştır. Bu zayıflık Ermeni halkının sosyo-ekonomik durumunu da eksi yönde etkilemektedir. Ermeni lobisinin güçlü olduğu Fransa ve ABD’nin ilk başlarda pasif olarak hareket etmesi bölgede Rusya’nın etkili olmasına yol açmıştır. Bu ülkelerin tutumu, dünyada gelişen diğer olaylara paralel olarak bölgedeki faaliyetlerinin kendi aralarındaki ilişkilerini düzenleme aracı olması da dikkate değer bir husustur. Bugün Rusya, soruna ilişkin olarak Batı’ya göre daha etkili olduğunu göstermekte, 2008 Gürcistan müdahalesinden sonra bölgede kendisinin kuracağı dengelerle çözümler üretileceği mesajını vermektedir. İhmal edilen bir başka mesele de; Türkiye’nin, İran’ın ve Gürcistan’ın soruna dahiliyeti ile ilgilidir. Ermenistan ve Azerbaycan’la ticari ilişkileri devam eden İran ve Gürcistan’ın yaklaşımları, komşu devletler olmaları hasebiyle önem arz etmektedir. Minsk Grubu üyesi olan Türkiye’nin ise Ermenistan’dan talep ettiği şartlar olan, rayonlardan çekilme ve Karabağ konusunda barışçıl adımlar atılması Ermenistan’ın tek başına vereceği kararlarla ilgilidir. Bugüne dek dışarıdaki faaliyetlerinin kendisine fayda sağlamadığını bilen Ermenistan, yapılacak yeni görüşmelerde iki ülkenin de asgari taviz vereceği şekilde barışa doğru ilerlemeyi sağlamak zorundadır. Azerbaycan ise askeri gücünü daha da artırarak, meselenin çözümünde bunu caydırıcı güç olarak kullanabilir. Ermenistan’ın çekindiği bu konu, barış görüşmelerinde ufak tavizlere rıza göstermesini sağlayacaktır. Minsk Grubu’nun çözüme ilişkin faydalarının tartışıldığı bugün, uluslararası kuruluşlar ve diğer komşu devletlerin sorunu ele alması önem taşımaktadır. Artık bölge, rekabet içindeki kuvvetlerin gösteri sahnesi olmak yerine, barışa nasıl ulaşılacağının örneğini diğer ülkelere göstermelidir.                                                                                 

[1] Hatem Cabbarlı, “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan-Rusya İlişkileri”, http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/makaleler/bagimsizlik_sonrasi_ermenistan_rusya_iliskileri.doc, Erişim Tarihi : 14.07.2009.
[2] Araz Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası-Azerbaycan Özel, İlkbahar 2001, Cilt:7, Sayı: 1, s.405 Erişim Tarihi : 13 Temmuz 2009.
[3] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.406.
[4] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.407
[5] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.408
[6] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.408
[7] Cabbarlı, …Ermenistan-Rusya İlişkileri, s.32
[8] Nazım Cafersoy, “Bağımsızlığın Onuncu Yılında Azerbaycan-Rusya İlişkileri”, Avrasya Dosyası –Azerbaycan Özel, (İlkbahar 2001), Cilt:7, Sayı:1, s.298
[9] Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in Portekiz Dışişleri Bakanı ile yaptığı 12 .07.2001 tarihli görüşmeden, http://library.aliyev-heritage.org/print.php?lang=tk&page=5349032, Erişim Tarihi : 10.07.2009
[10] Cafersoy, …Azerbaycan-Rusya İlişkileri, s.299
[11] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.419
[12] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.419.
[13] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.419.
[14] Belgenet Sitesi, AGİT İstanbul Deklarasyonu, http://www.belgenet.com/arsiv/agitistanbul_2.html, Erişim Tarihi : 17.07.2009.
[15] Zaman Gazetesi, “Key West’te Neler Oldu?” Erhan Başyurt, 18.04.2001.
[16] Aslanlı, …Karabağ Sorunu, s.424
[17] BYEGM,  2002 Dış Basından Haber Başlıkları, http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/disbasinbaslik/2002/09/30x09x02.HTM, Erişim Tarihi:16.07.2009
[18] Şenol Kantarcı, “Karabağ Sorunu Diplomasi ile Çözülemez: Askeri Müdahale Şart”, TÜRKSAM http://www.turksam.org/tr/a216.html , Erişim Tarihi : 09.07.2009.
[19] AGİT Yıllık Faaliyet Raporu , http://www.osce.org/documents/sg/2004/05/2677_en.pdf, s.17, Erişim Tarihi: 16.07.2009.
[20] Kantarcı, …Askeri Müdahale Şart
[21]AGIT internet sayfası, http://www.osce.org/documents/mcs/2004/12/3942_en.pdf, Erişim Tarihi : 16.07.2009.
[22] Voanews, 15.04.2005 http://www.voanews.com/turkish/archive/2005-04/2005-04-15-voa5.cfm?moddate=2005-04-15, Erişim Tarihi : 16.07.2009.
[23] Yenişafak Gazetesi, 13.07.2009, http://yenisafak.com.tr/Dunya/?t=13.07.2009&i=198222, Erişim Tarihi: 16.07.2009.
[24]Radikal Gazetesi, 6.12.2009, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=911628&Date=06.12.2008&CategoryID=100 , Erişim Tarihi : 16.07.2009.
[25] Cavid Veliev, Cumhuriyet Strateji, “Rusya Kafkasya’da Ön Aldı”, 10.11.2008.
[26] Şenol Kantarcı, “İran Krizi Sırasında Açılan “Karabağ Dosyası” ve Koçaryan’ın Paris’te Masadan Kaçışı”, TÜRKSAM, http://www.turksam.net/tr/a793.html?x_ID=793 , Erişim Tarihi : 15.07.2009.
[27] Yenişafak Gazetesi, http://yenisafak.com.tr/Dunya/?c=4&i=199407, Erişim Tarihi : 27.07.2009.
[28] Akşam Gazetesi, 11 Nisan 2009.
[29] Mehmet Fatih Öztarsu, “Azerbaycan ve Türkiye Askeri İlişkileri” , AZSAM http://www.azsam.org/modules.php?name=News&file=article&sid=428 , Erişim Tarihi: 09 Temmuz 2009.
[30] Celalettin Yavuz, “Ermenistan Kapanındaki Azerbaycan ve Türkiye:Sınır Kapısı ya da Kardeşlik mi?”, TÜRKSAM, http://www.turksam.org/tr/a1632.html, Erişim Tarihi : 10 Temmuz 2009.
[31] Fatih Özbay, “Türkiye Ermenistan İlişkilerinde Yol Haritası”, BİLGESAM
http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=327:turkiye-ermenistan-iliskilerinde-yol-haritasi&catid=86:analizler-kafkaslar&Itemid=148 , Erişim Tarihi: 10 Temmuz 2009.
[32] Celil Yakupzade, “İran’ın Karabağ Sorununa ve Güney Kafkasya’da Kolektif Güvenlik Girişimlerine Yönelik Politikası”, Azerbaycan Milli Kütüphanesi, http://www.anl.az/el/q/qarabag_4/q-6.htm, Erişim Tarihi : 27.07.2008.
[33] Yakupzade,  İran’ın Karabağ Sorununa…
[34] Yakupzade, İran’ın Karabağ Sorununa…,
[35] Arif Keskin, “İran ve Karabağ Sorunu”,Günaskam, http://www.gunaskam.com/tr/index.php?option=com_content&task=view&id=187&Itemid=1, Erişim Tarihi : 27.07.2008.

Mehmet Fatih ÖZTARSU

http://www.fatihoztarsu.com

Son Güncelleme ( Çarşamba, 22 Haziran 2011 10:46 )
 

Our valuable member Mehmet Fatih OZTARSU has been with us since Perşembe, 25 Eylül 2008.

Bu Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayın

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Azerbaycan'ın İlk Sosyal Ağ Sitesi Burak BİLİCİ | Bilgisayar Mühendisi Türkiye'nin en özgür analiz merkezi. Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.