|
||||
| İşçi Göçünün 50. Yılında Almanya’da Neo Nazi Cinayetleri (!) |
|
Ekim 2011 ayı sonunda çoğunluğu Almanya’ya olmak üzere, Türk işçisinin Avrupa7ya “işçi göçüyle” gidişinin 50. Yılı kutlandı. TBMM Başkanı Cemil Çiçek de, 50 yıl öncesini simgeleyen bir trenle Berlin’e gitti. İki ülke işbirliğinin geldiği nokta, Almanya’ya işçi olarak giden Türklerin iş hayatında, politikada, bilim dallarında, sanatta ve spor gibi birçok dallarda ulaştığı noktalar anlatıldı, tartışıldı. İlk yıllarda “Gastarbeiter” (misafir işçi) diye anılan Türkler, artık Almanya’nın hemen her alanında hem kendisini ispatlamaya, hem de yaşadığı ülkenin kalkınmasına önemli katkılar sağlamaya başlamıştı. Hatta Başbakan R. Tayyip Erdoğan da Almanya’ya gitti. Alman Şansölye Angela Merkel’le, Türk kökenli ancak Alman milli futbol akımındaki bir oyuncu (Mesut Özil) paylaşımında polemik de yaşandı.
İşçi olarak değil, ancak eğitim ve görev icabı, üstelik de soğuk savaşın sona erdiği, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı, iki Almanya’nın birleştiği yıllardan itibaren 6 yılını Almanya’da geçirmiş, Almanya ile ilgili pek çok etüd, rapor, makale yazmış, hatta Türkiye-Almanya ilişkilerini “Atatürk ve Almanya”[1] başlığı altında kalıcı bir eser haline getirmiş, “Avrasya’da Türk Jeopolitiği: Türklere Açılan Geniş Ufuklar”[2] kitabında ayrı bir bölümü “Avrupalı Türkler”e ayırmış biri olarak, göçün bu 50. yılında bir şeyler yazamamanın sıkıntısını yaşamıştım. Bugün bu sıkıntıyı atıyorum, ancak böyle olmamalıydı…
Türk işçi göçünün 50. yılında iki önemli gelişme gerçekleşti. Bunlardan ilki, Avrupa’da işsizliğin artışı, buna karşılık soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte devletlerin “sosyal” özelliklerini kaybetmeleri, vasıfsız işçi pozisyonundaki tüm insanlar gibi Türkleri de etkiledi. Buna soğuk savaş sonrası eski Sovyet coğrafyasındaki Almanlardan, Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerindeki milletlerden gelen göçler de eklenince, “Taşı toprağı altın!” denilen Avrupa ülkeleri, artık Türk işçileri için de güç koşulların yaşandığı yer haline gelmişti. Çıktığı işten sonra daha düşük saat ücreti almak istemeyenlerin bir kısmı yeni “fırsatlar ülkesi” Türkiye’ye kesin dönüşe geçtiler.
Almanya’da Akıl Almaz Neo Nazi Hortlaması
Buraya kadar sorun yoktu. Ancak, 13-14 Kasım 2011 tarihlerinden itibaren Almanya’da tesadüfen ve bir banka soygunu soruşturması sonucu ortaya çıkan bir olay deştikçe derinleşmeye başladı. “Neo Nazi cinayetleri! Üstelik bu cinayetler büyük ölçüde, Türklere yönelik. Hatta cinayetler genellikle Türklerle özdeşleşen “döner”cilere karşı işlendiğinden, adına da “Döner Cinayetleri” adı verildi. Cinayet işleyenlerin de devletin belirli birimlerindeki çalışanları tarafından “görülmek istenmediği” anlaşılıyor.
Bunun ada Almanya’da “Nazizm’in hortlaması” demektir. Hemen aklımıza Solingen’de ve diğer birkaç yerde yakılan insanlarımız geldi. Aslında aynı olaylara Almanların da büyük ölçüde tepkili olduğu bilinmektedir.
Almanya’da “Nazizm’in hortladığı”na Almanların çoğunun üzüldüğüne ve bunu önlemek maksadıyla girişimde bulunacaklarına inanılmaktadır. Hatırlanacağı üzere, şu anda Köln’de inşası süren DİTİP’in muhteşem camisinin inşasının önlenmesi için büyük bir gösteri düzenlendi. Bu gösteriye Fransa’daki Le Pen’ci aşırı uçtaki Fransızlar ve Alman Neo Naziler ağırlıklı, “Yabancı ve Müslüman düşmanları” katıldılar. Ancak, önlerinde çok daha fazla sayıda ve ellerinde Türk bayrakları ile uzanan bir duvar vardı: Sağduyu sahibi Almanlar! Çoğunluğu sosyal demokrat (SPD, Yeşiller, Sol Parti) mensubu bu Almanlar, yabancı düşmanlarının karşısında “Dini özgürlükleri” korumaya soyundular ve başardılar. Bir not daha: Bu caminin inşasına izin veren ve önayak olan Köln Belediye Başkanı’nın oğlu da aşırı sürat yaparak trafik ihlali işleyen bir Türk gencinin çarpmasıyla ölmüştü.
Her ne kadar Almanya’da “sosyal demokrat” kökenliler yabancı düşmanlığını reddetseler de, birkaç yıl önce Hamburg Eyaleti Sosyal Demokrat üyesi Sarrazin’in Türkleri aşağılayan ve 1 milyon 400 bin satan kitabı akla geldiğinde, tüm sosyal demokratların aynı olduğu anlaşılmamalıdır. Ama, her yabancı sevmeyen de ille de “yabancı düşmanı” demek de değildir.
Almanya’da artık bu son olayın üzerin örtüleceğine pek fazla ihtimal verilmemektedir. Zira sadece Almanya’da değil, neredeyse tüm Avrupa’da “ırkçılık” derecesinde politikaları benimseyen siyasi partiler son ekonomik krizlerde ilk suçluyu buldular: “Yabancılar!” Bunu Hollanda’da, İsviçre’de, Bulgaristan’da, hatta İsveç’teki son genel seçimlerde görmek mümkün oldu. Avrupa’da durum kötüleştikçe fatura yabancılara kesilmeye çalışılıyor. Neyse ki hala “sağduyu” sahibi siyasetçiler ve insanlar çoğunluktadır. Nitekim Almanya’da sosyal demokratlar işin sonuna kadar gidilmesi gerektiğinin altını çizdiler. Bu rahatlatıcı bir hamledir ve devamının gelmesi önemlidir…
Almanya’da aşırı sağcı NPD’nin kapatılması da gündemde. Ancak, bu durum gerçekleşirse yeni oluşum kaçınılmaz hale gelir. Yani “illegal” yapılanma devam eder ve illegal yapılanma gelişmesini “yer altında” yapacağından, takibi güçleşir. Bu ise Almanya’daki gizli istihbarat birimlerinin “takip sorunu” sebebiyle hiç arzu etmediği bir durumdur.
Öte yandan, tüm Avrupa’da olduğu gibi, Almanya da “Avro’nun itibarını kurtarmak” için ekonomik krizde acı reçeteleri sürdürmekte kararlıdır. Bunun anamı kemerler biraz daha sıkılacak demektir. Yani Yunanlı Yorgo, İtalyan Marioyu kurtarmaya çalışan Alman yabancı düşmanları, hesabı ülkedeki Türk ve Müslümanlara kesecektir. Bunun önlenmesi önemlidir.
Sonuç
Türk işçi göçünün 50. yılının kutlandığı bir dönemde böylesi insanlık dışı bir olayla karşılaşılması, sadece Almanya’daki insanlarımız için değil, Türkiye’yi yönetenler tarafından da ibret ve merakla takibi gereken bir gelişmedir. 3 milyonun üzerindekiler Almanya’da olmak üzere, Avrupa’ya “işçi göçü” ile giden ve bu ülkelerde iş yanında çocuk ve mülk sahibi de olan 4 milyonun üzerinde Türkiye kökenli insanlar yaşamaktadır. Bu nüfus aşağı yukarı bir Norveç nüfusudur. Bu insanların sadece Almanya’da değil, bulundukları tüm ülkelerde diğer insanlardan farksız, hak ve özgürlükleri kısıtlanmadan yaşayabilmeleri için özel itina gereklidir. Artık dış politikada sadece “HAMAS”etle değil, kendi unsurlarımızı da düşünerek hareket etme gerekliliğini unutmayalım.
Avrupa ve Almanyalı Türkler de mutlaka bulunulan ülkenin vatandaşı olmalı, bu ülkede siyasi örgütlere girerek, hak ve ihtiyaçlarını almayı öğrenmelidirler. Ama kesinlikle Türk gençleri bir “intikam” düşüncesiyle Alman Neo Nazilere karşı çeteleşme içerisine girmemeli, bunun yerine Neo Nazi tipi illegal çetelerin yasa dışı faaliyetlerini Alman makamlarına ihbar etmelidirler. Neo Nazi akımının daha sık görüldüğü eski Doğu Alman eyaletlerinde, buna bilhassa dikkat edilmelidir. Tabii Türk Dışişleri de Alman makamdaşları ile bu meseleyi sıkça gündeme getirmeli, ama kesinlikle son gelişmelerin üzerinin örtülmesini önleyecek mekanizma kurulmalıdır!
[1] Celalettin Yavuz, Atatürk ve Almanya, Berikan Yayınevi, Ankara, 2010. [2] Celalettin Yavuz, Avrasya7da Türk Jeopolitiği: Türklere Açılan Geniş Ufuklar, Berikan Yayınevi, Ankara 2010 |









