|
||||
| Batı baharı |
|
Dünyanın farklı coğrafyalarında zor zamanlar yaşanıyor. Arap ülkeleri gecikmiş siyasi aydınlanmalarını yaşamak için sokaklara dökülürken, Afrika yüzyılın kuraklığı ve açlıkla imtihan oluyor.
Batı ise kendi derdinde. 11 Eylül ve Irak işgali ile kurulu düzenini bozarak büyük risk alan ABD’nin global patronluğu artık tartışma konusu. Ülkelerine sonuna kadar güvenen Amerika ve Avrupalıların geleceğe artık eskisi gibi umutla bakamadıkları gözlemleniyor. Nüfusları yaşlanan ve gençlerinin ortalama yüzde 20’si işsizlikle mücadele etmek zorunda kalan refah ülkeleri büyük açmazların içinde.
‘Batı’ ekonomilerinin büyüme ivmesinin tekrar eski günlerine dönmesi mucize gibi görünüyor. Üç sene önce yaşanan küresel finans krizini tam olarak atlatamadan yeni ekonomik sorunlarla yüzleşmek zorunda kalan ABD ve AB ülkeleri, çevrelerinde yanan ateşe bakamayacak kadar kendi dertlerine düşmüş durumda.
Çıkarlarına muhalif görünen uluslararası çatışmalara büyük heveslerle müdahale eden ABD ve Avrupalı müttefikleri, artık geçmişteki kadar istekli ve özgüvenli değiller. Askerî müdahalelerde bulundukları ülkelerde başarılı neticeler elde edemeyen ve düzen kuramayan Batılılar, artık ültimatom verirken bile iki kere düşünüyor. Negatif rüzgârların borsalarını altüst ettiği günlerde öfke, altın terazisinde tartıldıktan sonra piyasaya sürülüyor.
Amerikan yönetiminin Libya’ya müdahale eden ilk ülke olmak istememesi ve Esed’e ‘git’ demek için bile Türkiye’nin girişimlerini sonuna kadar beklemesi yeni bir tavır. Güvenlik eksenli politikalar beklendiği gibi Batılı güçlerin ekonomilerini diriltemediği için, ekonomik değerlerine halel getirebilecek güvenlik politikalarını maceraya girmeden kurguluyorlar. Sadece Irak savaşına üç trilyon doların üzerinde para harcayan Washington’un artık ‘Arap baharına’ aktif olarak katılıp bölgeyi kendi elleri ile şekillendirmesi ihtimaller dışında.
Yüzümüzü Avrupa’ya çevirdiğimizde de farklı bir tablo ile karşılaşmıyoruz. Bilge siyasetçilerden mahrum olan AB, göçmen ve Müslüman karşıtlığı üzerinden iktidar kotaran, bunu yetersiz bulduğunda ise Türkiye-AB ilişkilerinden destek alan, Brüksel’in fonları ile halklarının hak etmedikleri refahı sübvanse eden liderciklerle dolu. Avro bölgesinde yaşanan tatlı, güzel günler bitti. 27 ülkesi bulunan AB’nin sadece 17 ülkesi avro kullanıyor. Neredeyse birlik ülkelerinin tamamı Maastricht Kriterleri’ni tutturamayacak kadar büyük açıklar vermiş durumda. Yunanistan, İrlanda ve Portekiz gibi ülkeler ise rekor bütçe açıkları ile avronun geleceğini tehdit eder duruma geldiler.
Sorunun ancak koordineli olarak çözülebileceğini gören ve daha önce borç verdikleri ülkelerin netice alamadıklarını tespit eden Merkel ve Sarkozy, avro bölgesinde hükümet rolü üstlenecek bir kurum oluşturulmasını düşünüyor. Sizin anlayacağınız, bir araya gelerek anayasa çıkartamayan AB ülkeleri, krizden kurtulmak adına ortak ekonomi hükümeti kurmanın hesaplarını yapıyor. Hemen her ay yeni bir tedbir paketini konuşmak üzere olağanüstü zirveler düzenleyen veya ikili görüşmelerle prensip kararları alan liderlerin çözüm önerilerini Avrupa borsaları satın alamıyor. Merkel’in de, Sarkozy’nin de avro bölgesinde kıskıvrak yakalandıkları sorunlara hazırlıksız oldukları artık her hâllerinden belli oluyor. Önümüzdeki iki sene içinde her iki lider de seçimleri kaybederek siyaset sahnesinden çekilecek. Bu, küçük kıyamet. Ekonomik kriz başarılı bir şekilde yönetilemezse, Brüksel’den siyasi çatırdama sesleri gelecek ve eski kıta sakinleri büyük kıyametle yüzleşmek zorunda kalacak.
Ekonomik sorunlar buzdağının görünen yüzü ya da Batı medeniyetinden düşen ilk domino taşı. Artan işsizlik ve umutsuzlukla Batı’da yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve radikalizm de kendini göstermeye başlıyor. Irkçı partiler parlamentolara girip koalisyon ortağı oluyor. Zamanında radikal tedbirler alıp halkına acı reçeteler sunma cesaretini gösterebilen Avrupa ülkeleri ve ABD, yaşadıkları negatif süreci en az hasarla atlatabilecek. Aksi hâlde Batı’nın da hesaplar dışında yeni bir bahar yaşaması işten bile değil. Londra sokakları, Norveç katliamı ve diğer dramatik sinyaller, bir medeniyetten gelen ilk çatırdama sesleri.
AKSİYON DERGİSİ, |










