|
||||
| Avrupa’da işler iyi gitmiyor |
|
Avrupa Birliği, Türkiye’de algılananın ötesinde derin bir avro krizi yaşıyor. İrlanda, Portekiz, Yunanistan ve İspanya’dan sonra İtalya da finansal krize girmemek için tedbirler almaya başladı.
Önü alınamayan kriz karşısında AB olağanüstü bir zirve düzenleyerek avro krizini nasıl aşacağını masaya yatırabilir. Başta Yunanistan olmak üzere borçlarını dönüştürme şansı görülmeyen ülkelerin bir kısım borçlarını silmeyi teklif edenlerin sayısı hiç de az değil. AB projesine başından beri mesafeli yaklaşan Avrupalı seçmenin bu tür radikal kararlara vereceği tepki Avrupalı siyasileri endişelendiriyor.
Siyasi oluşumunu tamamlayamayan, güvenlik politikalarında ise uluslararası arenada hatırı sayılır başarılar elde edemeyen Brüksel, yakın geçmişte en çok iktisadi gücü ile övünürdü. Genişleme ve komşuluk politikalarında iktisadi gücünü ön plana çıkartan AB, bu enstrümanı eskisi kadar rahat ve etkin kullanamayacağa benziyor.
Önde gelen bir uluslararası danışmanlık şirketinin Avrupalı üst düzey firma yöneticileri arasında yaptığı araştırmanın neticesi bu görüşümü destekler mahiyette. Araştırmaya katılan büyük firmaların yöneticilerinin yarıdan fazlası AB’nin artık etkin bir ekonomik güç olduğunu düşünmüyor. Benzer orandaki katılımcılar ise Türkiye’nin AB üyeliğinin ekonomilerine ekstra bir dinamizm katmayacağı ve Ankara ile genişlemenin gereksiz olduğu kanaatindeler.
Firma yöneticilerinin karamsar fikirlerini destekleyen somut istatistikler de OECD tarafından yayımlandı. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın göç raporu ezberleri bozan bilgilere sahip. İktisadi açıdan zor günler geçiren AB ülkelerinde ilk defa 2009 senesi içinde göç hareketlerinde gerilemelerin olduğu görülüyor. Avro krizinin baş gösterdiği ülkeler İrlanda ve İspanya’da bu hareketliliği çok daha somut olarak gözlemlemek mümkün.
Göçün ekonomik değerlerle doğru orantılı olduğunu ortaya koyan bir başka veri ise Türkiye ile alakalı. 2009 senesi içinde Türkiye’den AB’ye yönelik göçün de azaldığı aynı raporda ortaya koyulmuş. Almanya’ya Türklerin göçünün 50’nci senesine yaklaşıldığı günlerde yapılan istatistiklere göre Türkler son 50 yıldan bu yana ilk kez Almanya’ya göç edenler arasında ilk üç sırada yer almıyor. Ekonomik olarak rekor seviyede büyüme yakalayan Türkiye, kendi vatandaşları için de ciddi bir cazibe merkezi olmuş. Rakamlar Türkiye adına sevindirici olsa da, farklı sektörlerde yeni göçmenlere ihtiyacı olan AB ülkeleri göç politikalarını gözden geçirmek zorunda kalabilir.
Gelelim dünyanın dört bir yanından göçmen iş gücü getirirken göçmen konumuna gelen Almanlara. Özellikle hekimler gibi Almanya’da uzun mesailer karşılığında mukayeseli olarak düşük ücretlerle çalışan meslek sahipleri vatanlarını terk ederek komşu ülkelerde hayatlarını idame ettirme telaşesindeler. Binlerce Alman başta Avusturya, İsviçre ve İsveç olmak üzere aynı işe daha fazla ücret ve daha insani çalışma şartları sunan ülkelere göç ediyorlar. Bunlara ek olarak Almanya sınırında yaşayarak, günübirlik komşu ülkelere çalışmaya gidenleri eklemek de mümkün.
Gelişmekte olan Türk ekonomisinde kariyer şansı arayan iyi eğitimli Türk kökenli Alman vatandaşlarının Türkiye’ye göç etmesi de Alman ekonomisinin yeni yeni tanıştığı ve üzerinde kafa yormaya başladığı yeni bir sorun. Alman medyası ülkeleri dışına çıkıp daha müreffeh bir hayat kuran ve mesleki tecrübe edinen vatandaşlarının peşine düşerek belgeseller çekiyor. Tüm bu negatif verilere rağmen Almanya’nın hâlâ AB ülkeleri ile mukayese edildiğinde (sayısı azalsa da) hâlâ en çok göçmen alan ülke olma özelliğini koruduğunu belirtmemiz lazım.
Yaşlanan Avrupa yakın gelecekte daha fazla göçmene ihtiyaç duyacak. Göçmenleri entegre etmekte başarısız olduğunu itiraf eden AB ülkelerinin işi oldukça zor.
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/columnistDetail_getNewsById.action;jsessionid=423FF3661FDFA93566AE05BA60EA65E7?newsId=29996&columnistId=138 |









