Hakan Toğa tarafından yazıldı.    Perşembe, 12 Mayıs 2011 18:41    PDF Yazdır e-Posta
AVRUPA BİRLİĞİ’NDE YÜKSELEN IRKÇILIK VE İSLAMOFOBİ

b_200_200_16777215_0___resimler_manset.jpg

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile ortaya çıkan yeni uluslararası sistem, topluluk, kimlik, vatandaşlık ve milliyetçilik gibi kavramları tekrar gündeme taşıyarak bazılarının yeniden tanımlanmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş döneminde Avrupa Topluluğu üye devletlerinin “diğer/öteki” olarak kabul ettiği komünizm, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile artık bir tehdit olmaktan çıkmıştır.

Bu yeni dünya düzeni içerisinde belirsizlik ve gelecek korkusu olan Avrupalılarca ülkelerindeki refah üzerinde mevcudiyetleri bir yük olarak görülen, Avrupa Birliği üye devletlerinde “asimile” edilemeyen, din ve kültür açısından Avrupalılardan farklı olarak algılanan zaman zaman da potansiyel köktendinci terörist gibi damgalar yiyen göçmen Müslümanlar ve Avrupaya yerleşen diğer göçmen nüfus, aşırı sağ milliyetçi kesimlerce Avrupa’nın yeni “diğer/öteki” si olarak kabul edilmiş ve bu dönemde gerçekleştirilen seçimlerde aşırı sağ partilere oy avantajı sağlamıştır. Önceleri Yahudileri hedef alan ırkçı milliyetçilik, Yahudilere nazaran Müslüman nüfusun artması, farklılıkların daha belirgin bir hal alması ve bunun üzerinden yapılacak politikaların Yahudiler üzerinden yapılacak politikalardan daha fazla prim sağlama şansı nedeniyle yüzünü göçmenlere çevirmiş görünmektedir. Avrupa’nın bu ırkçı temele dayalı ötekileştirme anlayışı yeni bir olgu değildir.(ii)

 

David Hume, 1748'de yazdığı "Uluslararası Karakter" denemesinde "Siyahlar ve öteki yaratıklar doğal olarak beyazlardan daha aşağıdır" demiştir ayrıca Immanuel Kant, 1764'te "Yüce Ve Güzel Olanı Hissetme Üzerine Gözlemler" başlıklı eserde, Afrika siyahlarının doğadan zekâ almadıklarını ileri sürmüştür. Irkçılık Avrupa'nın düşünsel ve tarihsel gelişiminde önemli işlevler taşıdı. Avrupa ırkçılık yoluyla hem sömürgelerinden oluşan imparatorluğunu korudu hem de ulusallaşmasını sağladı. Yani ırkçılık esas olarak Avrupalıların dünya kültürüne armağanıdır. Görüldüğü gibi tarihte değişik şekillerde izlerine rastlayabileceğimiz dine/ırka dayalı ötekileştirme bu sefer göçmenleri özellikle de Müslüman göçmenleri hedef almıştır. Bu ötekileştirme Avrupa’daki aşırı sağ partiler tarafından seçim propagandası olarak kullanılmış ve çoğu seçimde başarı sağlanmıştır. Ayrıca ötekileştirmeye temel sayılabilecek ortak Avrupalılık kimliği yaratma anlayışı hem devlet hem ulus kavramlarının ahengini yitirmesine, sınırların daha şeffaf hale gelmesine(küreselleşme), milliyetçiliğin “Avrupalılık” adı altında ve ırkçı/ötekileştirici temelde yeni anlamlar kazanarak, yerel ve ulusötesi bir kavrama dönüşmesine neden olmuştur. Bir başka deyişle küreselleşme, AB bütünleşmesi, artan göçmen nüfus “asimile edilemeyen” Müslüman göçmenlerin varlığı ve son olarak da İslami kökten dinciliğinin bir tehdit olarak algılanması, 1990’larda yeni milliyetçiliğin ve aşırı sağ milliyetçi partilerin yükselişine neden olmuştur diyebiliriz.

1990’lı yıllarda yükselişe geçen ırkçılığa ve ötekileştirmeye dayalı milliyetçilik günümüz Avrupası’na kadar yayılma alanı bulmuş ve gelişmiştir. Yükselen milliyetçilik, ırkçılık ve ötekileştirme politikalarına son yıllarda islamofobi de eklenmiş ve özellikle aşırı sağ partiler tarafından Avrupa’da İslam karşıtlığı açıkça desteklenmiştir. Avrupa’da son yıllarda yaşanan bazı gelişmeleri incelediğimiz zaman bu gelişimi/yükselişi açıkça görebiliriz. Kısaca Avrupa Birliği devletlerindeki bu gelişmelere göz atalım.

Demokrasinin ve insan haklarının yılmaz koruyucusu olduğunu her fırsatta tekrarlayan Fransa'da, ırkçı Le Pen'in yüzde 17 oy alarak sosyalist aday Jospin'i geride bırakması ve Fransa'nın gettolarındaki insanlık dışı uygulamalarıyla göçmenlerin nefes almasını dahi denetleyen Sarkozy yasalarını iyi anlamak gerekmektedir. (1) Geçtiğimiz Temmuz ayı sonunda hükümet 300 kadar “yasadışı” Roman kampının yarısını 3 ay içinde boşaltacaklarını ve kamu düzenini bozan Romanları derhal sınırdışı edeceklerini duyurmuştu. (2) Romanlara karşı alınan bu tedbirden hemen sonra 30 Temmuz günü Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Grenoble kentinde yaptığı açıklamada göçmenlik ile suç arasında açık bağ kurmuş, polisin canına kasteden yabancı kökenlilerin vatandaşlıklarının ellerinden alınacağı tehdidinde bulunmuştu. Nitekim bu tedbirler kapsamında Ağustos ayı içerisinde yaklaşık 210 Roman, Romanya’ya sınır dışı edildi. Ayrıca Göçmen Bakanı Eric Besson Ağustos ayı sonuna kadar sınır dışı sayısının yaklaşık 850 olacağını belirtti. (3) Sınır dışı politikasının ardından Fransa Ulusal Meclisi'nin Temmuz ayında bir ret oyuna karşı 335 oy ile onayladığı yasa tasarısı, Senato tarafından da onaylanınca, Fransa parlamentosu kadınların kamuya açık yerlerde peçe ve burka giymesini yasaklamış oldu. (4) Anayasa Mahkemesi iptal etmediği takdirde, İslamofobik yasa 6 ay sonra yürürlüğe girecektir. Ayrıca Fransa'nın Ulusal Cephe (FN) partisi lideri Jean-Marie Le Pen, partisince her yıl Paris'te düzenlenen Mavi-Beyaz-Kırmızı bayramında yaptığı bir konuşmada; "İslam, yoksul ve genç bir milyar insanın dinidir. Fransa'daki Müslümanların büyük çoğunluğu, terörist ve barbarca davranışlara başvurmaktadırlar” diyerek anti islamist tavırlarıyla tepki toplamıştır. Bu söylemler ile peçe ve burka yasağı Fransa’da, ötekileştirme ve islamofobinin arttırılması politikasının parçasından başka bir şey değildir.

İtalya'da aşırı sağ/ırkçı koalisyonun ardından (Berlusconi, Allionza Nazionale ve Liga Nord)Afrika kökenlilerin yaşadığı yerlere düzenlenen saldırılar ve Umberto Bossi'nin kurduğu ırkçı ve yabancı düşmanı Kuzey Birliği'nin(Bu parti zengin kuzeyi "yoksul ve tembel" güneyden ayırmak istiyor) 2008 seçimlerindeki başarısı İtalya’da yükselen milliyetçiliğin göstergesidir. (5) Ayrıca İtalyan Meclis Başkanı`nın İtalya`da yaşayan Müslümanlara yaptığı bir çağrıyı da es geçmemek gerekir. Gianfranco Fini, İtalya`da yaşayan Müslümanların, entegrasyon adına ibadetlerini İtalyanca yapmaları gerektiğini söyledi. (6) İtalyanca ibadetin, nefret ve şiddete çağrıyı engelleyeceğini söyleyen Fini, bir anlamda Kur`an`ın şiddet ve nefret çağrısı yaptığı iddiasını dile getirmiş oldu. Bu gelişme de islamofobinin İtalya’da ki varlığına açık bir delildir.

Almanya’da 1990 sonrası bilhassa Türklere karşı daha önce görülmemiş ölümcül şiddetler uygulanmıştır. Son on beş yılda çoğunluğu Türk olmak üzere Almanya’da yüz elli göçmen ırkçı saldırılarla hayatını kaybetmiştir. Mölln ve Solingen’de sekiz Türk’ün yakılarak öldürülmesi hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır. Geçtiğimiz Haziran ayında, Merkez Bankası yönetim kurulu üyesi Sarrazin’in "İslamiyet’in dini ve kültürel olgularının başarılı bir uyuma engel olduğu ve topluma en az uyum sağlayanların başında Müslümanların geldiği” şeklindeki iddiaları Almanya’da islam karşıtlığını büyük oranda arttırmıştır. (7) Ayrıca Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Berlin eyalet teşkilatı içişleri politikaları sözcüsü Peter Trapp ülkeye gelen göçmenlerin zekâ testine tabi tutulmasını istemesi göçmenlere karşı uygulanmak istenen ötekileştirici politikaları açıkça gözler önüne sermektedir. (8) Ayrıca Almanya’daki ırkçı potansiyel de fazlaca dikkat çekmektedir. Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily, ırkçı ve yabancı düşmanı saldırıların 2000 yılında 15 bin 951'e çıktığını açıklamış ve Almanya genelinde eyleme hazır 8 bin civarında neo-Nazi militan bulunduğunu ifade etmiştir. (9) Bu sayının sürekli artış içinde olduğu da Federal Suç Dairesi'nin yaptığı açıklamalar arasındadır. Irkçı potansiyelin siyasallaştığı ve siyasi arenada sürekli güçlendiği, iddia değil bir realitedirAlmanya'da sağcı partilerin (NPD)aldıkları oy potansiyeli, bazı eyaletlerde milletvekili çıkarmaları ve en son Berlin seçimlerinde eski Doğu Almanya'da 6 ırkçı milletvekili ile birlikte 5 Belediye Meclisi üyesi seçilmesi Avrupa'da yükselen ırkçılığın tahminlerden daha vahim olduğunu göstermektedir. (10)

2005 yılında dünya gündeminde büyük yer bulan Danimarka’daki karikatür krizi islam düşmanlığının bir başka ve belki de en büyük etki yaratan şeklini gözler önüne sermiştir. Jyllands Posten adlı bir gazetede 30 Eylül 2005 günü yayınlanan Hz Muhammed karikatürleri ve bu karikatürlerden birinde peygamberin terörist olarak gösterilmesi İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Aynı kriz 10 Ocak’ta karikatürlerin yeniden yayınlandığı Norveç’e sıçradı. Danimarka gazetesine destek vermek amacıyla 5 Avrupa ülkesinin (Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya ve İspanya) 7 ayrı gazetede bu karikatürlere yer vermesi müslümanların 2006 yılının Şubat ayının ilk on gününde çok şiddetli ve dalga dalga tüm dünyaya yayılan tepkilerine neden oldu. Sözkonusu karikatürleri yayımlayan gazetelerin ülkeleri tehdit edildi, ticari boykota uğradı, bayrakları yakıldı, elçiliklerine saldırıldı. Bazı müslüman ülkelerde, halkı sindirmeye çalışan güvenlik güçlerinin halkın üzerine ateş açması sonucunda can kayıpları yaşandı. Ayrıca Bush yönetimi, yaşanan gerilimden İran ve Suriye'yi sorumlu tuttuğunu açıklayarak 11 Eylül’den sonra ikinci kez İslam dünyasını hedef tahtasına koymuştur.

Avrupa’da islamofobinin gelişmesine katkı sağlayacak bir başka gelişme 2009 yılı sonunda Avrupa Birliği üyesi olmayan ancak zaman zaman Birlikle stratejik işbirlikleri gerçekleştiren İsviçre’nin düzenlediği minare referandumudur. Halkın %58’i İsviçre’de minare görmek istemediklerini belirtmişlerdir. (11) İsviçre’de yapılan referandumda halkın büyük çoğunluğunun yeni minare yapımının yasaklanması yönünde oy kullanması sonrası Avrupa’daki aşırı sağ partiler ile bazı Hıristiyan Birlik partileri Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini de hedef almaya başlamışlardır. Avrupa Birliği’ndeki aşırı sağ partiler (Hollanda, Fransa, Macaristan, Belçika) kendi ülkelerinde benzer referandum çağrısında bulunurlarken, Türkiye’nin de Avrupa Birliği üyeliğinin benzer bir referandumla Avrupa halkına sorulması gerektiğini ifade etmişlerdir. (12)

Portekiz'de Paulo Portes'in aşırı sağcı partisinin (Partido Popular, Muhafazakâr Halk Partisi)yüzde 8 oy alması es geçilmemesi gereken noktalardır. Hollanda'da öldürülen aşırı sağcı politikacı Pim Fortuyn'un adı altında oluşturulan listeyle (List of Pim Fortuyn/LPF) yüzde 18 oy alması, 2006'daki seçimlerde göçmen adayların seçime sokulmaması, Belçika’da flaman bölgesinde "Viaamsblok" adlı ırkçı partinin çeşitli yerlerde oyunu yüzde 33'e yükseltmesi, Yunanistan’da sağcı söylemlerin çoğalması, ülkedeki göçmenlerin geriye gönderilmesi, Avusturya’da faşist Jörg Heider'in partisinin (Özgürlük Partisi) hükümet ortağı olması,2006 seçimlerinden de üçüncü parti çıkmaları akabinde yeni yabancılar yasasının yürürlüğe konulması da önemli gelişmelerdir. (13) Ayrıca Jörg Heider’in Avusturya'daki göçmenlerin ayaklarına elektronik pranga takılmasını önermesini Avrupa’da ötekileştirmenin, ırkçılığın başka delilleridir. (14) Uygulamayı bütün göçmenleri kapsayacak şekilde genişletilmiş olarak tasavvur edebildiğini söylemekten çekinmeyen Heider, bu uygulamayla "ülkesine gelen misafirlerin misafir olarak kalmasını" (!) garanti altına almak istediğini ifade etmekten de çekinmemiştir. İspanya ve Danimarka'da da sosyal kısıtlamaların hızla hayata geçirilmesi, göçmenlerin birinci derecede seçim malzemesi yapılmasını beraberinde getirmiş ve bu ülkeler de Avrupa’nın ötekileştirme politikalarına uygun hareket etmişlerdir.

Sonuç

Avrupa Birliği’nde ırkçılığın yükselişini ve yaygınlaştırılmaya çalışılan islamofobiyi mümkün olduğunca örnekle ifade etmeye çalıştım. Sonuç olarak Avrupa’da politikacıların yükselen faşizm ve ırkçılığa bakışı bugün itibariyle "bir şey olmaz" mantığıdır. Bu akıl, geçmiş yıllarda Avrupa'nın belleğinde derin izler bırakan Hitler faşizminin, 1931-1944 yıllarının bugünkü versiyonu gibidir. Ötekileştirme politikasının bir başka boyutu olan islamofobi de aynı şekilde gelişme imkânı bulmuştur. Almanya başta olmak üzere Avrupa'nın hedef tahtasından indirdiği anti semitizm yerine konan anti-İslamizm politikalarının merkez söylemini 'İslami köktencilik' söylemi oluşturmuştur. AB üyesi ülkelerde yerleşik konuma geçmiş 13 milyon civarında Batı Avrupa Müslüman toplumunun, gelişmeler karşısındaki tavrı, daha doğrusu tavırsızlığı son derece endişe vericidir. Irkçılık, ilahi dinlerin emrettiği  eşitlik ilkesinin reddidir. Avrupa insanının zihniyetine ortaçağda sinmiş bulunan ayrımcı ve ötekini dışlayıcı düşünce ve eylem tarzının da beslediği ırkçılık, AB ve Balkanlar'ı da içine alan bir zeminde siyasallaşmasını hızla sürdürmektedir. Bu durum başta Avrupa Müslüman Toplumu olmak üzere AB ülkelerini, AB'ye üye olmak için can atan ülkeleri ve tüm dünya insanlığını, üzerinde düşünülmesini gerektiren ve tehdit eden bir gelişmedir

Hakan TOĞA

Uluslararası İlişkiler

Selçuk Üniversitesi

 

 

 

 

 

Dipnotlar

(ii) Aylin Ünver Noi, Avrupa’da Yükselen Milliyetçilik, IQ KÜLTÜR SANAT YAYINCILIK, 2007, s 15

(1)         http://www.68liler.org.tr/yazi_avrupada_irkcilik.htm

(2)         http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1683

(3)         http://www.ortakyasam.org/duenyadan/2664-fransada-qresmi-irkclkq-geliiyor

(4)         http://www.ntvmsnbc.com/id/25114481/

(5)         http://bianet.org/biamag/bianet/106927-italyada-sag-koalisyon-gocmenler-icin-zor-gunler-basladi

(6)         http://www.tumgazeteler.com/?a=4575485&cache=1

(7)         http://www.trt.net.tr/haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=5ff4f5d8-67e8-4a14-a7b8-91f9b01e5566

(8)         http://www.haber3.com/alman-siyasetci-sacmaladi-587437h.htm

(9)         http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=1890

(10)           http://www.68liler.org.tr/yazi_avrupada_irkcilik.htm

(11)           http://www.cnnturk.com/2009/dunya/11/29/isvicre.minare.yasagina.evet.dedi/553509.0/index.html

(12)           http://www.sde.org.tr/tr/haberler/587/avrupada-minare-gibi-yukselen-islamofobi.aspx

(13)           http://www.68liler.org.tr/yazi_avrupada_irkcilik.htm

(14)           http://www.21yyte.org/tr/yazi2249-Ulus_Devletin_Yukselisi_ve_Turkiyenin_Almasi_Gereken_Dersler.html

Son Güncelleme ( Perşembe, 12 Mayıs 2011 18:45 )
 
Author of this article: Hakan Toğa

Bu Yazarın Diğer Yazılarını Görmek İçin Tıklayın

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Azerbaycan'ın İlk Sosyal Ağ Sitesi Burak BİLİCİ | Bilgisayar Mühendisi Türkiye'nin en özgür analiz merkezi. Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here Your ad here

Your are currently browsing this site with Internet Explorer 6 (IE6).

Your current web browser must be updated to version 7 of Internet Explorer (IE7) to take advantage of all of template's capabilities.

Why should I upgrade to Internet Explorer 7? Microsoft has redesigned Internet Explorer from the ground up, with better security, new capabilities, and a whole new interface. Many changes resulted from the feedback of millions of users who tested prerelease versions of the new browser. The most compelling reason to upgrade is the improved security. The Internet of today is not the Internet of five years ago. There are dangers that simply didn't exist back in 2001, when Internet Explorer 6 was released to the world. Internet Explorer 7 makes surfing the web fundamentally safer by offering greater protection against viruses, spyware, and other online risks.

Get free downloads for Internet Explorer 7, including recommended updates as they become available. To download Internet Explorer 7 in the language of your choice, please visit the Internet Explorer 7 worldwide page.